…
8 Nisan’da gerçekleşen Türkiye Sigorta Birliği seçimleri, Türk sigorta sektörü açısından yeni bir dönemin başlangıcıdır. Bu önemli sorumluluğu üstlenen Sayın Ahmet Yaşar’ı tebrik ediyor, sektör adına başarılı çalışmalarla dolu, tüm paydaşlar için harika bir dönem temenni ediyorum.
Türk sigorta sektörünü yakından takip edenler bilir ki TSB seçimleri; yalnızca yönetimi değil, aynı zamanda sektörün yönünü, reflekslerini ve karakterini belirleyen stratejik bir eşiktir. Bu seçimle birlikte aslında sektör; daralan bir yapıya mı evrileceğini, mevcut dengeyi koruyan bir çizgide mi ilerleyeceğini, yoksa yatırım çeken, büyüyen ve derinleşen bir ekosistem hâline mi dönüşeceğini de belirlemiş olur.
Şu an sektörümüzün önünde bir kavşak ve iki yol durmakta:
İlki; var olan ürünlerde kıyasıya rekabetle kârlılığın baskılandığı, maliyetlerin arttığı ve regülasyon etkisinin yoğun hissedildiği bir yapı. Bu modelde olasılıktır ki bazı oyuncular zayıflar, belki şirket sayısı azalır, kalan oyuncular güçlenir; ancak sektörün büyüme refleksi zayıflar. Acenteler açısından bakıldığında; gelirlerin daraldığı, hareket alanının kısıtlandığı ve rekabetin mevcut üretim üzerinden sertleştiği bir tablo ortaya çıkar. Pasta büyümez; sadece dilimler bazen acenteler arası, bazen de dağıtım kanalları arası el değiştirir.
İkinci yol ise; yeni ürünlerin geliştirildiği, kârlılığın makul seviyelere ulaştığı, yatırım ortamının iyileştiği ve sektöre yeni sermayenin giriş yaptığı bir ekosistemdir. Bu modelde mevcut oyuncular güçlenir ve olasılık dâhilinde yeni oyuncular da (muhtemeldir ki yerli sermaye) sektöre dâhil olur. Ürün çeşitliliği artar, inovasyon gelişir ve sigortanın ekonomideki rolü derinleşir. Yeni ürünler, acentelerin danışmanlık gücünü artırır; dağıtım kanalları gerçek anlamda vatandaş ve sektör için katma değer üretir. Sektör, büyüyen ve değer üreten bir yapıya dönüşür.
Bugün gelinen noktada sektörün en temel ihtiyacı; bu ikinci yolu mümkün kılacak güçlü ve dengeli bir vizyondur.
Bu vizyonun temel başlıkları ise açıktır:
• Dağıtım kanalları arasında adil ve sürdürülebilir rekabetin tesisi,
• Yeni ürün ve sigorta alanlarının teşvik edilmesi,
• Sektöre yeni sermaye girişini cazip hâle getirecek güven ortamının güçlendirilmesi,
• Sigorta bilincini artıracak toplumsal dönüşüm projelerinin yaygınlaştırılması,
• Ülkemizin millî servetini koruyan, devletimiz üzerindeki risk açığını kapatan sektörümüzün tanıtımlarının, şirketler ve TSB koordinatörlüğünde millî mesele hâline dönüştürülmesi.
Sigorta sektörü doğası gereği güven üzerine inşa edilen bir yapıdır. Güvenin olmadığı yerde sigortacılık değil, yalnızca poliçe üretimi vardır. Bu nedenle sektörün geleceği yalnızca finansal büyüklüklerle değil, oluşturulan güven iklimi ile ölçülmelidir. Bu noktada Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (SEDDK) oluşturduğu disiplinli yapı, sektörün sağlam temeller üzerinde ilerlemesi açısından önemli bir zemin sunmaktadır.
Ancak artık kritik soru şudur:
Türk sigorta sektörü mevcut pastayı paylaşan bir yapı olarak mı kalacaktır, yoksa pastayı büyüten bir ekosisteme mi dönüşecektir?
Bu sorunun cevabı; yalnızca sigorta şirketlerini değil, acenteleri, yatırımcıları ve en önemlisi milyonlarca sigortalıyı ve tabii ki devletimizi doğrudan etkileyecektir.
Sayın Ahmet Yaşar’ın başkanlığında başlayacak bu yeni dönemin; sektörün tüm paydaşlarını kapsayacak şekilde büyümeyi önceleyen, adalet ve güveni merkeze alan bir anlayışla şekillenmesi en büyük temennimizdir.
Çünkü sigorta, kıymet bilmektir. Bir ülkenin geleceğe olan güveninin en somut göstergesidir.
Sigorta Eksperleri Atama Yönetmeliği
40 bin TL üzerinde olan hasarlarda eksper atamalarının random olarak yapılması zorunluluğu getirilmesi, eksperlerin kanunda tarif edildiği gibi tarafsızlığını pekiştirdi. Beraberinde dosyalara atanan eksperlerin performans ölçümlemelerinin yapılması, değer kayıplarının kaza sonrası tespit edilmesi de sektör için çok kıymetli gelişmeler.
Tabii ki bu çalışma pilot ve uygulandıkça eksiklikler olacak, eklemeler olacak. Ama nihayete erdiğinde sektör saygınlığına değer katacak. Bu bağlamda Sigorta Eksperleri İcra Kurulu’nu tebrik etmek gerekiyor. Çalıştılar, ürettiler, kazandılar ve sektöre de kazandırdılar.
Ama değer kaybı meselesi doğru yöntem mi? Bilmiyorum. Çünkü değer kaybı; 6102 TTK, 6098 BK, 2918 Karayolları Trafik K., 6502 Tüketicinin Korunması K. ve tabii ki 5684 Sigortacılık Kanunu’nu tetikleyen; kiminden direkt, kiminden dolaylı etkilenen bir kavram. Sadece yönetmelikle sonuç almak mümkün değil. Daha önce denendi, Danıştay iptal etti.
SAB Trafik Komisyonu’nun konu üzerinde kapsamlı, birden fazla öneri içeren çalışmaları var. Bunlardan biri; 2918 sayılı Kanun’da değer kaybını Trafik Poliçesi’nde katmanlaştırmak ve katmanlaştırılırken seçenekli limitlerle poliçe kapsamında genişletmek, daha doğru bir yöntem gibi duruyor. Aslında çok daha net ve kapsamlı çözümler de var ama birden fazla kanun üzerinde değişiklik gerekir. Ülkemizde kanunlarda değişiklik bile çok zorken, diğer yöntemin hayata geçmesi pek kolay değil.









