Vizyon Reasürans & Sigorta Brokerlik Kurucusu Hasan Ekmen, kaleme aldığı değerlendirmesinde sektörün geldiği noktayı ele alarak dikkat çeken uyarılarda bulundu.
…
Aslında bu yazıyı önümüzdeki haftalarda kaleme almayı planlıyordum. Fakat son günlerde sahada meslektaşlarımdan duyduklarım, bu yüzleşmeyi daha fazla ertelememem gerektiğini bana gösterdi.
Geriye dönüp 55 yıllık hayatıma ve 40 yıllık çalışma geçmişime baktığımda, ticaretin her zaman bir rekabet barındırdığını bilirim. Rekabet elbette olmazsa olmazdır; ticari hayatı diri tutan, bizleri daha iyi hizmet vermeye zorlayan bir enstrümandır. Hatta inancımızda “pazarlık sünnettir” denir. Ancak bugün sigorta sektöründe rekabet adı altında yaşadığımız şeyin ticaretle, esnaflıkla veya akılla uzaktan yakından bir ilgisi kalmadı.
Biz Ne Ara Bu Hale Geldik?
Bizler komşusu açken tok yatamayan bir toplumduk.
Çocukluğumda “Oğlum televizyonu açma, amcanın cenazesi var, hastası var” diyerek büyütüldük. Arkadaşına, dostuna zarar vermekten imtina eden, “Ben siftahımı yaptım, lütfen bu ürünü de git komşumdan al” diyen bir ahilik kültürünün çocuklarıyız. Rızkı verenin Allah olduğuna, bize düşenin sadece dürüstçe çabalamak olduğuna inanırdık.
Ne oldu da bu güzel erdemleri bir kenara bırakıp, sadece rakibimiz iş almasın diye gözü dönmüş bir savaşın içine girdik?
Rekabetin Çözülen Mantığı
Eskiden rekabet teminatlar, hizmet kalitesi ve sigorta şirketlerinin fiyatlamaları üzerinden dönerdi. Bugün ise geldiğimiz noktada, dünyanın hiçbir ticari yapısında eşi benzeri görülmemiş bir “komisyon iadesi” çılgınlığıyla karşı karşıyayız.
Kazandığımız her kuruş resmi; anında vergisini devlete ödüyoruz. Geriye kalanla ofisimizin kirasını, elektriğini, suyunu, SGK primlerini, katlanarak artan personel giderlerini ve diğer onlarca kalemi karşılamak zorundayız. Enflasyon tüm bu işletme giderlerini acımasızca yukarı çekerken, sırf “rakibim bu poliçeyi kesmesin” diyerek yasal komisyonunuzu, yani aslında kendi emeğinizi müşteriye iade ediyorsunuz.
Bunun adı rekabet olabilir mi? Bu, kazanç sağlamak değil; evimizin, ailemizin rızkını hiçe sayarak, masraflar altında ezilip göz göre göre zarar etmektir. Kazanılan parayı sırf “masada ben olayım” kibriyle iade etmek, mesleki aklın iflasıdır.
Kendi Sırtımıza Saplanan Kurşunlar
Kazancımızı. “sırf diğer meslektaşım para kazanmasın” diyerek iade ettiğimizde, o 1 yıl boyunca o hizmeti bedavaya vermeyi taahhüt etmiş oluyoruz. Elde var koca bir sıfır! Peki seneye bu indirimi yapmadığınızda o işi elinizde tutabilecek misiniz? Hayır.
Birbirimize silah çekmiş, karşımızdakini yok etmeye çalışıyoruz. Ama ateşlediğimiz o kurşun dönüp dolaşıp kendi sırtımıza saplanıyor. Rakibimize zarar verdiğimizi sanırken aslında kendimizi, yılların emeğiyle kurduğumuz şirketimizi ve en acısı kendi mesleğimizi öldürüyoruz.
Artık bu akıl tutulmasından uyanmalıyız. Komisyonumuzdan feda ettiğimiz her kuruş, yarın bu sektörde var olamayacağımızın imzasıdır. Birbirimize kurşun sıkmayı bırakıp, mesleğimizin onuruna ve emeğimizin hakkına sahip çıkmak dileği ile…









