Ray Sigorta CEO’su Koray Erdoğan, “CEO Notları” serisindeki son yazısında, iş hayatına dair güncel söylemler ile çalışan bağlılığı arasındaki karmaşık ilişkiyi masaya yatırdı. İşin özel hayatın önüne geçmemesi, şirketlere koşulsuz bir bağlılık sergilenmemesi ve çalışanların emeklerinin karşılığını alması gerektiği yönündeki yaygın görüşlerin haklılık payını kabul etmekle birlikte, bu mesajların bir araya geldiğinde yarattığı bütüncül etkinin de derinlemesine tartışılması gerektiğini vurguladı.
Erdoğan, çalışanı koruma amacı güden bu söylemlerin, zaman zaman işe anlam yüklememek, beklenenden fazlasını yapmamak ve kariyer başarısını önemsememek şeklinde yorumlanabildiğine dikkat çekti. Çalışan bağlılığındaki düşüşün küresel ölçekte konuşulduğu bu dönemde, böylesi bir yaklaşımın potansiyel sonuçlarının göz ardı edilmemesi gerektiğini belirten Erdoğan, kritik bir soru yöneltti: “Çalışanı korumaya çalışırken, onun işiyle kurduğu duygusal bağı da mı koparıyoruz?”
Yazısında Gallup’un güncel çalışan bağlılığı verilerine vurgu yapan Erdoğan, 2026 State of the Global Workplace raporuna göre işine bağlı çalışanların oranının dünya genelinde yüzde 20 iken, Türkiye’de bu oranın sadece yüzde 8 düzeyinde olduğunu ifade etti.
Erdoğan, çalışanların sömürülmesini veya hayatlarını şirketlerine adamalarını kesinlikle savunmadığını belirterek, iş ile sağlıklı bir ilişki kurmakla işe karşı kayıtsız kalmanın birbirinden net bir şekilde ayrılması gerektiğini kaydetti. Ona göre, çalışanların kişisel sınırlarını koruması, yaptıkları işe ilgi duymalarına ve katma değer sağlamalarına engel teşkil etmiyor. Şirketlerin çalışan bağlılığını nasıl artıracaklarına odaklanmaları kadar, çalışanlara neden bağlanmamaları gerektiğini söyleyen mesajların etkisinin de insan kaynakları stratejileri kapsamında ele alınmasını önerdi.
İş-Yaşam Dengesi Yerine Ahenk Kavramı
Ray Sigorta CEO’su, yazısında popüler “iş-yaşam dengesi” kavramına da eleştirel bir bakış açısıyla yaklaştı. İş ve yaşamın neden birbirine zıt, rekabet eden iki alan gibi ele alındığını sorgulayan Erdoğan, dengeyi birine ayrılan zamanın diğerinden eksildiği bir teraziye benzetti. Bu bakış açısında, fazladan çalışılan her saatin aileden, ekiple geçirilen keyifli bir akşamın ise bireyin kendisinden çalınmış bir zaman olarak algılandığını belirtti.
Erdoğan, bunun yerine “ahenk” kavramını önerdi. İş ile yaşam arasında bir ahenk kurulduğunda, işte öğrenilen ve deneyimlenen bilgilerin özel yaşama, kişinin hayatındaki merak ve deneyimlerin de işine kolayca taşınabileceğini savundu. Böyle bir entegrasyonun, iki alanın sürekli bir rekabet halinde olmasının önüne geçeceğini ifade etti.
İşin yalnızca para kazanmak için katlanılan bir zorunluluk olarak görüldüğü durumlarda, onu yaşamdan mümkün olduğunca uzak tutma isteğinin anlaşılır olduğunu dile getiren Erdoğan, insanların işlerini gerçekten sevip sevemeyeceği sorusunu da gündeme taşıdı. İşin, kişinin kendisini tanıdığı, sınırlarını keşfettiği ve yeteneklerini geliştirdiği bir platform olabileceğini vurguladı. Bu perspektiften bakıldığında, mesleğin sadece bir gelir kapısı olmanın ötesinde, yaşamın anlam üreten değerli bir parçasına dönüşebileceğini söyledi. Çalışan bağlılığı değerlendirilirken, bireylerin yaptıkları işte gelişim ve anlam bulma ihtiyacının kesinlikle göz ardı edilmemesi gerektiğini ekledi.
Kariyerde Fedakarlık ve Sürekli Bağlılık
Koray Erdoğan, “ahenk” yaklaşımının kariyer yolculuğunda hiçbir fedakârlık yapılmayacağı anlamına gelmediğini de net bir şekilde ifade etti. Mesleki ilerlemenin belirli tercihleri ve çabaları gerektirebileceğini belirten Erdoğan, kişinin sevdiği bir iş ve ulaşmak istediği bir hedef için sarf ettiği emeğin ve yaptığı fedakârlığın, sadece bir kayıp olarak görülmeyebileceğinin altını çizdi.
Yazısını, çalışan bağlılığı konusundaki tartışmaya odaklanarak tamamlayan Erdoğan, insanlara iş dışında bir yaşamları olduğunu hatırlatırken, aynı zamanda işlerinde derin bir anlam bulabileceklerini de unutturmamak gerektiğini vurguladı. İş ile yaşam arasında sürekli bir seçim yapmak yerine, bu iki alanın birbiriyle nasıl uyumlu ve birlikte sürdürülebilir bir şekilde var olabileceğine odaklanılması çağrısında bulundu.







