Gün geçmiyor ki sektörümüzle ilgili yeni bir felaket haberiyle uyanmayalım. Bir şirketin faaliyetleri durduruluyor, diğerine el konuluyor… Haberler değişiyor ama mağdurun adı değişmiyor: Sigortalısıyla karşı karşıya kalan, komisyonunu alamayan, itibarını korumaya çalışan sigorta acentesi!
İlgili Bakanlık yetkililerine, SDDK’ya, SAİK’e, TÜSAF’a ve Sektör Derneklerine açıkça sesleniyorum: Biz daha ne kadar bu belirsizliğin içinde yaşayacağız?
Ödenmeyen komisyonlarımızdan geçtik. Emeğimizin karşılığını istemeyi bile ikinci plana attık. Şimdi tanzim ettiğimiz poliçelerde bir riziko gerçekleşmesin diye dua ediyoruz. Müşterimize güvence sunmak için düzenlediğimiz poliçenin, günün birinde kapımıza dayanacak bir çaresizliğe dönüşmesinden korkuyoruz. Güvence satan insanların kendi mesleklerini böylesine güvensiz bir ortamda yapması kabul edilebilir mi?
Telefon çalıyor, yüreğimiz ağzımıza geliyor. Arayan müşterimiz mi? Hasarı mı var? Dosyası yine mi bekliyor? Biz bugün ona ne söyleyeceğiz? Kimi arayacağız, kime ulaşacağız, kimden cevap alacağız?
Hasar süreci uzuyor, muhatap bulunamıyor, sigortalının sabrı tükeniyor. Şirketin kapısında cevap bulamayan vatandaş, acentesinin kapısına geliyor. Çünkü karşısında tanıdığı bir tek biz varız. Poliçeyi bizden aldı, güveni bize duydu. Şimdi onun gözünün içine bakarak açıklayamadığımız bir süreci savunmamız bekleniyor.
Yetkisi başkasında, kararı başkasında, parası başkasında; hesabını vermek acenteye düşüyor!
Böyle bir düzenin neresinde adalet var?
Şirket hakkında karar alındığında, o şirketin poliçelerini taşıyan sigortalıların ve o poliçeleri düzenleyen acentelerin ertesi sabah ne yaşayacağı da düşünülmek zorunda. Açıklama yapılması yetmez. O açıklamanın ardından hasar dosyasının nasıl ilerleyeceği, bekleyen ödemelerin ne olacağı, acentenin hangi yetkiliye ulaşacağı belli olmalıdır. Bir kararın sonuçları sahada yönetilemiyorsa belirsizliğin bütün yükü yine bizim omuzlarımıza bırakılıyor demektir.
Mesleki temsil makamlarına da soruyorum: Acente her krizde derdini tek başına anlatacaksa, hakkını tek başına arayacaksa, müşterisinin öfkesini tek başına karşılayacaksa örgütlü olmanın gücünü ne zaman hissedecek?
Meslektaşlarımızın karşısına “Takip ediyoruz” cümlesinden daha somut bir şey koymak zorundasınız. Hangi sorun için hangi girişim yapıldı? Kimden ne talep edildi? Hangi cevap alındı? Çözüm için hangi takvim istendi? Bunları bilmek istiyoruz.
Bekleyen komisyon alacakları için açık bir ödeme ve takip planı istiyoruz. Hasar dosyaları için işleyen bir koordinasyon ve ulaşılabilir muhatap istiyoruz. Faaliyeti durdurulan şirketlerin poliçeleri konusunda sigortalıya da acenteye de anlaşılır, düzenli bilgi verilmesini istiyoruz. Her yeni krizde aynı çaresizliği yaşamamak için kalıcı bir çözüm istiyoruz.
Bunlar lütuf değil. İşimizi yapabilmenin, müşterimizin karşısında başımız dik durabilmenin asgari şartlarıdır.
Acentenin de kirası, çalışanı, ailesi, sağlığı ve dayanma sınırı var. Bir şirketin yaşadığı krizin bedeli; bizim emeğimiz, uykumuz ve yıllarca biriktirdiğimiz itibarımız olmamalı.
“Oynatmaya az kaldı, doktorum nerde?” diyoruz. Gülümsüyoruz belki ama arkasında geceleri uyutmayan bir kaygı var.
Biz artık yeni bir felaket haberine nasıl dayanacağımızı düşünmek istemiyoruz. O felaketin yükünün neden her defasında bize bırakıldığının cevabını istiyoruz!
Muhammet DOĞANTEMUR








