Son dönemde Adana ve Osmaniye illerinde ardı ardına meydana gelen sarsıntılar, bölgenin sismik aktivitesini bir kez daha gündeme getirdi. Adana’nın Saimbeyli ilçesinde sırasıyla 4,8, 4,9, 4,4 ve 4,3 büyüklüğünde, Osmaniye’nin Sumbas ilçesinde ise 5,2 büyüklüğünde depremler kaydedildi. Bu sarsıntıların ardından hasar tespit çalışmaları hızla devam ederken, ilk belirlemelere göre ciddi bir olumsuz durumun gözlemlenmediği bildirildi. Ancak bu gelişmeler, zorunlu deprem sigortasının (DASK) önemini ve bölgedeki sigortalılık oranlarını bir kez daha öne çıkardı.
Doğal Afet Sigortaları Kurumu (DASK) verileri, Adana ve Osmaniye’deki konutların deprem riskine karşı ne kadar güvence altında olduğunu detaylı bir şekilde ortaya koymaktadır. Adana özelinde bakıldığında, toplam 479 bin konutun 277 bin 810’u zorunlu deprem sigortası kapsamında teminat altına alınmış durumdadır. Bu veri, Adana’daki konutların yüzde 58’lik önemli bir kısmının depreme karşı sigortalı olduğunu göstermektedir.
Depremin yaşandığı bir diğer il olan Osmaniye’de ise sigortalılık oranları daha yüksek seyretmektedir. Osmaniye’deki 101 bin konutun 67 bin 515’i DASK poliçesine sahiptir. Bu oran, Osmaniye’deki konutların yüzde 66,80’inin deprem sigortası ile korunmakta olduğunu ifade etmektedir. Bu veriler, iki şehir arasındaki sigorta bilinci ve uygulama farklılıklarını gözler önüne sermektedir.
Akdeniz Bölgesi’nde Zorunlu Deprem Sigortası Durumu
DASK tarafından açıklanan genel Akdeniz Bölgesi verileri de dikkat çekicidir. Bölge genelinde toplam 2 milyon 517 bin konutun 1 milyon 480 bin 938’i zorunlu deprem sigortasına sahiptir. Bu geniş kapsamda, Akdeniz Bölgesi’nde sigortalılık oranının en yüksek olduğu il Kahramanmaraş olarak öne çıkmaktadır. Kahramanmaraş’ta bulunan 210 bin konutun yüzde 67,80’i DASK kapsamında güvence altına alınmıştır.
Buna karşılık, Akdeniz Bölgesi’nde sigortalılık oranının en düşük seyrettiği il ise Isparta’dır. Isparta’da kayıtlı 136 bin konutun yalnızca yüzde 37’si zorunlu deprem sigortasına sahiptir. Bu durum, bölge içindeki iller arasında doğal afet riskine karşı hazırlık seviyelerinde önemli farklılıklar olduğunu açıkça göstermektedir. Bu veriler, sigorta sektörünün afet risk bilincini artırma ve sigortalılık oranlarını yükseltme çabalarının ne denli kritik olduğunu vurgulamaktadır.







