Türkiye Sigorta Birliği (TSB), hayat sigortacılığı sektörünün geleceğine ışık tutan “Hayat Sigortacılığı Pozisyon Belgesi”ni kamuoyuyla paylaştı. Hazırlanan stratejik rapor, sektörün mevcut durumunu analiz ederken, hayat sigortalarının ülke ekonomisindeki payını artıracak somut politika önerilerini ve yeni büyüme odaklarını kapsıyor. TSB verilerine göre, 2025 yılı itibarıyla 178,9 milyar TL prim üretimine ulaşan sektörde, 15,4 milyon sigortalı için sağlanan toplam vefat teminatı 8,5 trilyon TL, maluliyet teminatı ise 5,7 trilyon TL seviyesine yükselmiş durumda.
Pozisyon belgesinde, Türkiye’deki hayat sigortası pazarının potansiyeline dikkat çekilerek, planlanan dönüşüm adımlarının atılması halinde prim üretiminin GSYİH içindeki payının yüzde 2 seviyesine çıkarılabileceği vurgulanıyor. Mevcut yapıda kredi bağlantılı ürünlerin ağırlıkta olduğu, ancak sürdürülebilir büyüme için tasarruf odaklı modellerin, dijitalleşmenin ve alternatif dağıtım kanallarının kritik öneme sahip olduğu belirtiliyor. Özellikle 6 Şubat depremleri sonrası ödenen yaklaşık 1 milyar TL’lik hayat sigortası tazminatının yüzde 80’inin kredi bağlantılı poliçelerden kaynaklanması, sistemin afet dönemlerindeki koruyucu gücünü bir kez daha kanıtladı.
Gelecek projeksiyonlarında ise özellikle çocuklar ve çalışan kesim için yeni finansal koruma alanları öne çıkıyor. TSB, işverenlere yönelik vergi ve SGK teşvikleriyle grup hayat sigortalarının yaygınlaşabileceğini ve bu sayede 250–300 milyar TL’lik ek bir koruma hacmi oluşturulabileceğini öngörüyor. Ayrıca, Türkiye’de ekonomik risk altındaki ebeveyn kaybı yaşamış çocukların yalnızca yüzde 5’inin sigorta kapsamına alınması durumunda bile yaklaşık 4 trilyon TL tutarında devasa bir güvence kapasitesinin yaratılabileceği hesaplanıyor.
Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Türkiye Sigorta Birliği Başkanı Ahmet Yaşar, hayat sigortalarının sadece bireysel birer ürün değil, uzun vadeli tasarrufların ekonomiye kazandırılması noktasında stratejik bir araç olduğunu ifade etti. Yaşar, Türkiye’nin demografik değişimler ve ekonomik dalgalanmalarla karşı karşıya olduğu bu dönemde, sistemin finansal istikrar için hayati bir rol üstlendiğini ve sektörün bu bilinçle yapılandırılması gerektiğini sözlerine ekledi.









